RESULUN YOLUNDA





RESULUN YOLUNDA
SONSUZ NURA YOLCULUK


gelseydin - dursun ali erzincanl

Kategorilerim
Son Yazılarım
  • <%RecentEntryTitle%>
DİN KARDEŞLERİM
MESAJLARINIZ BENİM İÇİN DEYERLİDİR
Namaz Vakitleri
Kuranda Ara
Ziyaretçi Defteri

24/4/2008

HERŞEY SENİNLE AYDINLANIR

h1

 

 

Ey şefkatli aşıklar! Sevdayı artırın. Bu uçuk benizli çehrelere kırmızılık verin.

Ey sakilerin beyi! Ey canımın yardımcısı! İş vakti geldi, erkekçe davranın.

Efendim! Akıl ve ruh senin mestindir, iki elinde o tuttuğun nedir? Onu önümüze

getir,

 ortaya koy; canımızı bizden gizleme.

Gök aşkınla kararsızdır; akıl, şarabının sarhoşudur. Bana kucağını aç; beni yükseğe

çek...

Ey cömertliğin efendisi! Ey nübüvvetin  önsözü! Ey güneş yüzlü! Her şey seninle

aydınlanır.

Sen bizden tenhaya çekildin; sendeki o güzel çehreleri senden başka kimse

görmesin

diye mi karşına bir ayna koydun?

Ey insanlığın en güzel meziyetlerinin sultanı! Her yerde, her evde seni görmek

 için pencereler açtılar. Şerbeti yalnız içme. Eğer bize acır da bu şerbeti

yalnız içmez,

bize de içirirsen, bu şiiri adına armağan ederim...

Ey gönüllerin gözünün nuru! Sen gözümüz gibi kendine  uyduğumuz  büyüğümüzsün.

 Can senin hayat kattığını anladı.

Ey can, sen neredesin? Hiçbir yer senin nerede olduğunu bilmez. Her ne tarafta bulunsan, hep Elest Demiâ??ne davettesin. Mestlik ve varlık verirsin; verdiklerine davettesin.

İstekler, ümitler gönüllerde gizlidir. Bunları her tarafa sen çekiyorsun; bazen bağlılıklar tarafına, bazen gönül açıklığı tarafına...

Senden faydalanmak beldesinde ümitsizlik ölmüştür. Senin mağaranın sığınağında köpek velilik yaptı. Çünkü her ne tarafa seğirtse, senin ayın ona parıldar. O hem gayb mülkünü bulur, hem hoşnutluk duyan akla kavuşur.

Ona kim ne söyleyebilir? Ancak bir muhtaç kimse gibi ondan istenir. Herhangi bir yoksul, ağlayarak ondan isterse, eteği altınla dolar...

Haydi, bunun dalını ve kökünü başka türlü anlat. Alâmetsiz olan denizi gör; gözün görsün ve gördüğüne nişan koy.

Ben yarin vasıflarını açıklarken gönlüm kayboluyor. Ben kendimden kendimi kaybedince, onu nasıl isteyeyim?

Aramak istiyorum, ne arayayım? Arayamam... Söylemek istiyorum, ne söyleyeyim? Söyleyemem... Ben onun elinin mahkûmuyum...

Sâki dosttur ve bakidir. Ben ya bir kadeh, ya içi boş bir kabağım. Eğer oklu kirpi isem, senin sayende ipek olurum. Eğer kendim bin katsam, bu yolda bir kat olurum. Senden bir koku alsam, İsa gibi ruh olurum. Senin elmanı koklasam, Musa gibi can veririm.

Ben senin güzelliğinin definesine vakf olmuş harap bir evim. Sen hayat suyusun; ben ırmak gibi üzerinden aktığın toprağım...

Gönlüm Allah erleriyle geniş huylu idi; bugün ise senden başkası sığmamak için dar huyludur. Yüksek  bir tepenin yarından aşk seli coşup geldi. Allah için olsun, visalinden ona bir set çek...

Burada gizli biri vardır, kendini yalnız sanma. O gizlinin kulağı pek keskindir. Kötü sözlerle ağzını açma.

Gönlündeki çeşmeye o peri güvendi. Sende olan her hayalin sureti ondan görünmüştür. Her nerede çeşme varsa, orası perilerin yeridir. Orada senin için ihtiyatlı davranmak gerektir. Teninde akan bu beş zahirî duygu çeşmesi, o suyun aktığı yerin başında duran perinin sana su içirmesindendir.

Anlamak gibi, zihinde suret vermek gibi batınî beş duygu da beş çeşmedir ki, her biri bir otlağa doğru akar. Her çeşmede su içiren elli su beyi vardır. Bunlar, sana görünme zamanında suretlerini gösterirler. Eğer edepli olmazsan, perilerden sana zahmet gelir. Çünkü bu köşedeki ünlü periler serttirler, düşünmezler.

Takdir aldatıyorken, hani, tedbirin bir hisar kulesi var mı? Bizim gibi nicelerinin kilimini onun hilesi kapmıştır. O hileler yapan bilginden ötürü, bu kafesteki kuşları, oltadaki balıkları, inliyen gönülleri gör...

Her candan geçilecek kadar güzele, gözünde hainlik gözü açma ki, o güzel padişah gözünden düşmesin

10/4/2008

MEVLANA'NIN HAYATI

h1

Hz. Mevlana'nın Hayatı
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

     Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

     Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

     Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

     1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

     Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

     Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

     Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

     Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

     Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

     Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

     Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

     Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"


<****** src="http://www.google-analytics.com/urchin.js" type=text/**********> <****** type=text/**********> _uacct = "UA-358578-12"; urchinTracker();

Hakkımda

BANNERİM


Bağlantılarım
Saat ve Takvim




More Cool Stuff At POQbum.com

Site Trafiği
Sayfa#ff00ccda Çalan Müzik